GÜZELLİK UZMANLARININ ORTAK SORUNU
GÜZELLİK UZMANLARI ve SORUNLARI
Ülkemizde son 7 yıl içinde, bir kalp damar cerrahı, diş doktoru, dermatolog veya pratisyen hekimler gibi birçok tıp mensubu Güzellik sektöründe Güzellik Merkezi açmaktaydı. Sağlık Bakanımız Recep AKDAĞ, Türkiye’de doktor sayısının yetersiz olması nedeniyle kamuda olduğu gibi özel sektörde de dengeli bir istihdam için yeni düzenlemeler yapılacağını bildirmişti ve bu istihdam için tam gün yasası oluşturulurken aynı zamanda 15.02.2008 tarihli yeni bir yönetmelik yayınlattı…
Çünkü birtakım kanun boşluklarından faydalanan tıp mensubu bazı doktorlar 6-7 yıl tıp eğitimi almış, hiç kendisi ile alakalı olmayan pratisyen hekimler bile Güzellik Uzmanlığına soyunarak Güzellik Salonu ve merkezi işletmecisi olup çıkmıştı Sağlık Bakanımız Recep AKDAĞ bu konuda bilgi sahibi olduğu ve rahatsız olduğu da bir gerçek.
Doktorluk Mesleğinin Hakkını Yine Doktor olanlar vermeli…
Dünya genelinde kutsal bir meslek olan doktorluk mesleğinin görev yeri klinikler, estetik cerrahi merkezleri ve hastaneler olmasına rağmen ülkemizde bazı doktorların yeri Güzellik ibaresi olan Güzellik Merkezleri veya Güzellik Salonları oldu. Bu maalesef çok acı bir gerçek?
Doktorların kendi mesleklerinin dışına çıkarak başka bir meslek kolu olan Güzellik Uzmanlığı meslek içeriğini yetki alanlarına sokmak istemeleri sebebi nedir dersiniz? Hipokrat yeminlerini unutturan şey nedir? Tabii ki sadece getirim ve para!
Peki… Güzellik Uzmanları kim? nasıl bir eğitimden geçer?
Güzellik Uzmanları; Kozmetikten, bilim ve teknolojiden doğru bir şekilde yararlanarak cildi ve vücudu daha sağlıklı, daha güzel, daha genç göstermek için gerekli araç ve ekipmanları doğru ve bilinçli bir şekilde uygulayan kişidir. Bireylere temel bilimleri içeren özel mesleki bilgi beceriler yanında iletişim kurabilen, teknolojiyi kullanabilen, alanında kazandığı bilgi ve becerileri kullanarak üretim yapan, alanı ile ilgili olarak sektörün ihtiyaç duyduğu kalitede hizmet sunabilen, yaptığı işin kalitesinden sorumlu olabilen ve MEB ve YÖK’e bağlı okul, yüksekokul ve üniversite ve aynı zamanda 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ile yıllar süren eğitimlerinin sonunda müşterisine en iyi hizmeti sunan nitelikli sanatkârlardır. Dünyanın hiçbir yerinde eşi benzeri olmayan bu durum aslında, Türkiye de doktorların Güzellik sektörüne soyunması ve bunun için dava üstüne dava açmaları Ülke Ekonomisinin ne hale geldiğini ortaya koyuyor bence. Doktorlarla hastalarının ve gerçek mesleklerinin arasına para girmiş.
Türkiye’nin her bir köşesinde deri ve zührevi hastalıklar ile doğmalık veya yaralanmalara bağlı doku sorunları ve cilt kanseri çözüm bulmayı beklerken, birçok hekimin yüzeysel peeling, cilt bakımı, ağda, foto epilasyon, vücut bakımları gibi uygulamaları yapmak istemeleri Güzellik Uzmanlarının Mesleklerini Korumak için yaptıkları tüm atılımlarda ne kadar haklı olduğunun göstergesidir. Soruyorum; Türkiye’de doktora ihtiyaç bu kadar fazla iken, 10. Danıştay’da açılan davaların tek sebebi, bazı hekimlerimizin, tıp fakültesinden mezun olduklarında, Hipokrat yeminini unutmuş olmaları değil midir?
TÜRKİYE şartlarında hangi bayan, erkek bir dermatologa, plastik cerraha gidip vücudunun herhangi bir bölgesine epilasyon veya ağda yapmasını ister?
Birçok doktorun büyümüş, gelişmiş, standartları şekillenmiş güzellik sektörünün söz sahibi olmalarına yönelik davranış şekli geliştirdikleri Danıştay 10. Dairesi’ne yaptıkları başvuruların içeriğinden anlaşılmaktadır. Güzellik sektöründeki gelişmeleri yasal formata dönüştüren Sağlık Bakanlığı’nın düzenlemeleri ile güzellik sektörü büyümüş ve ülkemize her geçen gün daha fazla hizmet sunarak hekimlerin ilgisini çeken, paylaşılamayan bir pasta konumuna dönüşmüştür.
Sadece dermatologlar ya da plastik cerrahlar mı güzellik uzmanı olmak istiyor? Tabii ki hayır. Pratisyen hekimler de…
Hiçbir doktorun ağda yapamayacağının doğru olduğunu herkesin bildiğini dikkate alırsak; güzellik uzmanlarının tepki göstermesi ve mesleklerine sahip çıkması, davada ne kadar gerçekçi ve haklı olduklarının bir göstergesidir.
Sağlık Bakanlığı’yla ilginç bir mücadeleye giren ve maddi kazançtan kaynaklana bu mücadelede Hipokrat yeminlerini unutan bazı doktorlar, anlaşmazlığın merkezinde, Bakanlığın, vücut bakımı ve selüloit giderici aletlerin kullanımı sırasında güzellik salonlarında doktor bulundurmak istemesi duruyor.
Her şeyin görsel bir şova dönüştüğü günümüzde, hiçbir dünya ülkesinde olmayan bu durum çok düşündürücüdür. Şu anda 1300 civarında hekim ve beraberindeki 12 bin civarı ve üzerindeki kişi güzellik uzmanlığı yapmakta.
Yıllar boyu dermatologlar ve plastik cerrahlar bu konu ile ilgilenme gereği bile duymazken, büyümüş, gelişmiş, standartları şekillenmiş güzellik sektörünün söz sahibi olmalarına yönelik davranış şekli geliştirdikleri bir gerçek.
Güzellik Uzmanları haklı olarak “Bu, doktorun değil, bizim işimiz, doktor istemiyoruz” diyor.
Türkiye’de doktor açığı yüzünden dış ülkelerden doktor transferi ile karşı karşıya kalmışken, güzellik uzmanlığı eğitimi almamış doktorların; cildin bakımı ve desteklenmesine yönelik yüzeysel olarak %35’lik alfa hidrosi asitleri ve türevleri (bu asit oranı yediğimiz limonla aynıdır) kullanımı dava konusu yapmışlardır. Cilt bakımı gibi kırışıklık bakımları ve kıl dökmekte uygulanan lazer ışınları ile alakası olmayan, foto epilasyon işlemlerini ve normal ağda ve sir ağda gibi uygulamalarında kendi yetkilerinde görmeleri ve bu konuda dava açmaları, doktorların güzellik uzmanlığına soyunmaları anlamını taşımaktadır.
Doktorların bu atılımları ve çalışmaları kabul edilebilir mi?
Türkiye’nin her bir köşesinde deri ve zührevi hastalıklar ile doğmalık veya yaralanmalara bağlı doku sorunları ve cilt kanseri çözüm bulmayı beklerken, birçok hekimin yüzeysel Peeling, cilt bakımı, ağda, foto epilasyon, vücut bakımları gibi uygulamaları yapmak istemeleri utanç verici.
Türkiye’de doktora ihtiyaç bu kadar fazla iken, 10. Danıştay’da açılan davaların tek sebebi, bazı hekimlerimizin, tıp fakültesinden mezun olduklarında, Hipokrat yeminini unutmuş olmalarıdır.
“Efendiler, herkes mebus olabilir, doktor olabilir, başvekil ve hatta reisicumhur olabilir ama sanatkâr olamaz, sanatkâr el öpmez, eli öpülür” “Sanatkâr, cemiyette uzun ceht ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hissedendir” ve “Sanattan uzaklaşmış bir toplumun en önemli hayat damarlarından biri kopmuştur”
AYŞE AYDIN